Öz Büro İş Sendikası Genel Başkanı Baki Gülbaba: “Sendikacılık, sömürü ve sermayenin önündeki emek barikatının adıdır”

HAK-İŞ Konfederasyonuna bağlı 13 sendikanın genel başkanının katılımıyla Ankara'nın Kızılcahamam ilçesinde gerçekleştirilen Öz Büro İş Sendikası 5. Olağan Genel Kurulu'nda konuşan Genel Başkan Baki Gülbaba, Türkiye'deki sendikal hareketin sorunlarını, işçilerin örgütlenme hakkını, toplu iş sözleşmelerini ve ekonomik koşulları değerlendirdi. Sendikal yapılara yönelik eleştirilerde bulunan Gülbaba, “Sendikal hareket hastadır, ilacı ise sorumluluk ve örgütlülük bilincidir.” sözleriyle değişim çağrısı yaptı. Kamu Çerçeve Protokolü'nden Yüksek Hakem Kurulu kararlarına, sendika aidatlarından çalışanların yaşadığı geçim sıkıntılarına kadar birçok konuda açıklamalarda bulunan Gülbaba, 2027 yılında toplu iş sözleşmesi sistemine yönelik taleplerini daha güçlü gündeme taşıyacaklarını bildirdi.

Ekim 17, 2026 - 14:02
Öz Büro İş Sendikası Genel Başkanı Baki Gülbaba: “Sendikacılık, sömürü ve sermayenin önündeki emek barikatının adıdır”

HAK-İŞ Konfederasyonuna bağlı Öz Büro İş Sendikasının 5. Olağan Genel Kurulu, 17 Ekim 2026 tarihinde Ankara'nın Kızılcahamam ilçesindeki Çam Otel'de gerçekleştirildi. “Mutlu Emek Büyük Türkiye” temasıyla düzenlenen genel kurula, HAK-İŞ'e bağlı 13 sendikanın genel başkanı, sendika yöneticileri, siyasi parti temsilcileri, kamu kurumlarının temsilcileri, delegeler ve davetliler katıldı.

Genel kurulda konuşan Öz Büro İş Sendikası Genel Başkanı Baki Gülbaba, geride bırakılan dört yıllık faaliyet dönemini değerlendirdi. Türkiye'deki sendikal hareketin yapısal sorunlarına dikkat çeken Gülbaba, örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması, toplu iş sözleşmelerinde yetkili sendikaların doğrudan söz sahibi olması ve çalışanların ekonomik koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini vurguladı.

“BU SELAM EMEĞİN, MÜCADELENİN VE KARDEŞLİĞİN SELAMIDIR”

Konuşmasına genel kurul katılımcılarını selamlayarak başlayan Gülbaba, sendikal mücadeleyi yalnızca bir görev olarak değil, yaşam biçimi olarak gördüklerini belirtti.

Divan başkanının sözlerinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Gülbaba, şu ifadeleri kullandı:

“Biz sendikal hareketi ya da emek hareketini bir yaşam tarzı, bir yaşama sebebi olarak görüyoruz. Bu nedenle divan başkanımızın kıymetli sözleri beni bir hayli duygulandırdı. Kendisine çok teşekkür ediyorum. Allah mahcup etmesin.”

Genel kurulun sendika üyelerine, HAK-İŞ'e ve Türkiye sendikal hareketine hayırlı olmasını dileyen Gülbaba, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu selam emeğin selamı, bu selam mücadelenin selamı, bu selam kardeşlik selamı, bu selam dostluk selamı.”

“HİÇ EĞİLMEDİK, HİÇ BÜKÜLMEDİK, HİÇ VAZGEÇMEDİK”

Öz Büro İş Sendikasının geride kalan dört yıllık dönemde yürüttüğü çalışmaları değerlendiren Gülbaba, sendikanın üyelerinin haklarını korumak için kararlı bir mücadele verdiğini söyledi.

Gülbaba, “Dört yıllık çalışma dönemimizi tamamladığımız bu süreçte karşınıza büyük bir vicdan huzuruyla çıktığımızı bilmenizi istiyorum.” dedi.

Sendikal mücadelenin zorluklarına değinen Gülbaba, şöyle konuştu:

“Her anı mücadele dolu bir dört yıl daha geride bıraktık. Birlikte yürüdük, birlikte direndik, birlikte sevindik, birlikte üzüldük, birlikte öfkelendik. Zor bir zamandı. Günleri günlere, haftaları haftalara, ayları aylara, yılları yıllara katarak soluksuz yaşadık adeta. Yolumuz uzundu ama hedefimiz netti. Emeğin çıkarı neyi gerektiriyorsa bir an bile tereddüt etmeden onu yaptık. Hiç eğilmedik, hiç bükülmedik ve hiç vazgeçmedik.”

“EMEĞE DOST OLAN HERKES BİZİM DOSTUMUZDUR”

Sendikanın mücadeleci kimliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Gülbaba, geçmişte bir yöneticinin kendilerine yönelik eleştirisini hatırlattı.

Söz konusu yöneticinin, “Herkes sendika olarak sizi hep kavga eden olarak biliyor.” dediğini aktaran Gülbaba, bu değerlendirmeye verdiği yanıtı genel kurul kürsüsünden tekrarladı:

“Biz sendikayız. Sadece sendikayız. Baştan sona sendikayız. Emeğin sendikasıyız biz. Böyle olunca emeğe dost olan herkes bizim dostumuz, emeğe düşman olan herkes de bizim hasmımızdır.”

Öz Büro İş Sendikasının haksızlık karşısında sessiz kalmayacağını belirten Gülbaba, “Öz Büro İş haksızlık karşısında susmaz, susmadı, susmayacak. Yanlışa yanlış, doğruya doğru demenin ötesinde bir tavrımız olmadı, olamaz da zaten.” ifadelerini kullandı.

Sendikanın 10 yıllık gelişim sürecine de değinen Gülbaba, Öz Büro İş'in Türkiye emek hareketinde önemli bir konuma ulaştığını savunarak yaklaşık 50 bin üyeye ve teşkilat mensuplarına teşekkür etti.

“TÜRKİYE'DE SİGORTALI ÇALIŞANLARIN YALNIZCA YÜZDE 13'Ü ÖRGÜTLÜ”

Türkiye'de sendikal hareketin karşı karşıya bulunduğu sorunları değerlendiren Gülbaba, 2026 yılı itibarıyla iki temel başlığın öne çıktığını belirtti.

Bunlardan ilkinin örgütlenmenin önündeki engeller, ikincisinin ise ekonomik koşulların çalışanlar ve sendikalar üzerinde oluşturduğu baskı olduğunu kaydetti.

Gülbaba, Türkiye'deki sendikalaşma oranlarına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

“2026 yılında Türkiye'de sendikal harekete baktığımızda iki boyut öne çıkıyor. Bunlardan birisi örgütlenme konusundaki ciddi engeller, ikincisi ise ekonomik iklimin yarattığı negatif hava. Öyle ki sigortalı çalışanların yalnızca yüzde 13'ünün örgütlü olduğu, toplu iş sözleşmesinden yararlananların oranının ise sadece yüzde 10 civarında olduğu gerçekliği aslında her şeyi anlatıyor.”

Sendikal örgütlenmenin güçlendirilmesinin çalışanların haklarını korumak açısından zorunlu olduğunu belirten Gülbaba, mevcut tablonun Türkiye'deki emek hareketinin geleceği açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

“TAŞERON İŞÇİLERİN KADROYA GEÇİŞİ TARİHİ BİR BAŞARIDIR”

Taşeron işçilerin kadroya geçirilmesi sürecini de değerlendiren Gülbaba, bu gelişmenin Türkiye sendikal hareketinin önemli kazanımlarından biri olduğunu söyledi.

Gülbaba, “Türk sendikacılığının son dönemde en büyük örgütlenme başarısı, taşeron işçilerinin sorununun çözümü yönünde verilen mücadelenin sonucunda bu alanda gerçekleştirdiği büyük örgütlenmedir. Bir tarih yazılmıştır, bir beyaz devrim gerçekleşmiştir.” dedi.

2 Nisan 2018 tarihine dikkat çeken Gülbaba, taşeron işçilerin kadroya geçirilmesi ve sendikal haklara kavuşması yönündeki mücadelede emeği bulunan isimlere teşekkür etti.

Gülbaba, HAK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı Agâh Kafkas'ın bu süreçteki katkılarını da hatırlatarak, “Taşeron işçilerinin sendikalı ve kadrolu olmaları konusunda ortaya koyduğu tarihi duruşu sebebiyle divan başkanımız Agâh Kafkas'a ülkemiz, kurumlarımız ve emekçiler adına bir kez daha çok teşekkür etmek istiyorum.” ifadelerini kullandı.

“SENDİKALAR KENDİLERİNİ YENİDEN İNŞA ETMEK ZORUNDADIR”

Konuşmasında sendikal hareketin geleceğine geniş yer ayıran Gülbaba, değişen çalışma hayatı karşısında sendikaların yeni yöntemler geliştirmesi gerektiğini söyledi.

Endüstri ve sermayenin sürekli dönüşüm içinde olduğunu belirten Gülbaba, sendikal yapıların aynı hızla kendilerini yenileyememesini eleştirdi.

Gülbaba, şu ifadeleri kullandı:

“Yeni yüzyılda öz eleştirilerle kendini yenileme fırsatı bulabilen kurumlar ayakta kalacak. Ancak bunu yapanlar varlıklarını devam ettirebilecekler. Bu durum sendikalar için de böyle. Bugünün çağdaş sendikası, yeni dinamikleri iyi anlayarak, yeni oluşumları iyi tespit ederek, sağlıklı dönüşüm stratejileri üreterek sürece doğru katkılar yapan sendikadır.”

Sendikaların düşünsel ve finansal açıdan dönüşmesi gerektiğini ifade eden Gülbaba, “Emeğin yaşadığı çözümsüzlük ve güvensizlik anaforundan ancak daha nitelikli kadrolarla ve yeni sendikal teorilerle çıkabiliriz.” dedi.

“SENDİKACILIK SÖMÜRÜNÜN ÖNÜNDEKİ EMEK BARİKATIDIR”

Sendikacılığın temel amacına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Gülbaba, sendikal örgütlenmenin yalnızca ücret pazarlığından ibaret görülemeyeceğini vurguladı.

Genel kurul kürsüsünden yalnızca salondaki delegelere değil, Türkiye'deki bütün emekçilere seslendiğini ifade eden Gülbaba, şunları kaydetti:

“Bu kürsü emeğin kürsüsü. Bizim için sendikanın adı, soyadı çok önemli değil. Bizim hayatımızın tam da odak noktasında emek var. Sendika emeğin örgütlü gücüdür. Sendikacılık da bir meslek değildir. Sendika başka hiç kimsenin değil, emeğin örgütüdür.”

Gülbaba, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sendikacılık, sömürünün ve sermayenin önündeki emek barikatının adıdır. Sendikacılık, hayata emek penceresinden bakanların emek davasının adıdır. Sendikacılık lafla, afrayla tafrayla değil; ruhla, vicdanla ve akılla yapılan mücadelenin adıdır. Sendika, para ve güç sahiplerine karşı her koşulda emekçinin yanında duruyorsa sendikadır.”

“SENDİKAL HAREKET HASTADIR, İLACI ÖRGÜTLÜLÜK BİLİNCİDİR”

Türkiye'deki sendikal yapılara yönelik eleştirilerde bulunan Gülbaba, bazı sendikal anlayışların çalışanların beklentilerini karşılamaktan uzaklaştığını savundu.

Sendikacılığın kazanç ve makam odaklı bir faaliyet olarak değerlendirilmesine karşı çıkan Gülbaba, “Sendikacılığı kârlı bir iş olarak formatlayan yapı ve figürlerin adının sendika olması, onların sendika olduğu anlamına gelmiyor.” dedi.

Emek hareketinin kendi içindeki sorunlarla yüzleşmesi gerektiğini belirten Gülbaba, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Emek hareketinin başarısına engeli dışarıda aramayın. Ne hazindir ki bize en büyük zararı içimizdeki bukalemunlar vermektedir. Hepinizin gördüğü gibi sendikal hareket hastadır. İlacı ise sorumluluk ve örgütlülük bilincidir.”

Çalışanların yalnızca fiziksel değil, zihinsel ve duygusal birlikteliğe de ihtiyaç duyduğunu dile getiren Gülbaba, “Haksızlığa direnen, güce boyun eğmeyen bir örgütlülüğü mutlak olarak gerçekleştirmeye mecburuz.” ifadelerini kullandı.

Mevcut konfederal yapılara ilişkin eleştirilerini de sürdüren Gülbaba, “Mevcut konfederal yapılar bu halleriyle emeğe yüktür.” dedi.

Gülbaba, sendikal yönetimlerde makam ve kişisel çıkar anlayışının terk edilmesi gerektiğini belirterek, “Birileri gününü gün etmeye, koltuklarını korumaya, lüks ve konfora devam etsinler. Biz doğru olanı yapmaya devam edeceğiz. Çünkü emek kutsal, emekçi saygıdeğerdir. Üyelerimizin onuru bizim onurumuzdur.” diye konuştu.

“2019'DAN BU YANA AİDATI YÜZDE 50 OLAN TEK SENDİKAYIZ”

Öz Büro İş Sendikasının üyelerine yönelik çalışmalarını da anlatan Gülbaba, aidat politikası ve sosyal destek uygulamaları hakkında bilgi verdi.

Gülbaba, “Biz 2019 yılından bu yana işkolunda aidatı yüzde 50 olan tek sendikayız.” dedi.

Bu uygulamaya rağmen üyelere çok sayıda sosyal hizmet sunduklarını belirten Gülbaba, şu bilgileri paylaştı:

“Biz bu yüzde 50 aidatla tüm üyelerimize ferdi kaza sigortası, hayat sigortası ve check-up hizmeti sunuyoruz. Sosyal destek fonumuzla üyelerimizin zor anlarında yanlarında oluyoruz. Grev fonumuzla emeğin mücadele direncini ayakta tutuyoruz.”

Sendikanın sosyal sorumluluk faaliyetlerini de değerlendiren Gülbaba, 6 Şubat depremlerinin ardından AFAD'a katkı sağladıklarını, Gazze'deki kadınlar için bağışlarda bulunduklarını, TEMA Vakfı ve lösemiyle mücadele alanında faaliyet gösteren kuruluşlara destek verdiklerini ifade etti.

“EMEK AKADEMİSİNİ KURDUK, ÜYELERİMİZ İÇİN YENİ TESİSLER HAZIRLIYORUZ”

Sendikanın kurumsal yatırımlarına ilişkin açıklamalarda bulunan Gülbaba, eğitim ve sosyal tesis çalışmalarını anlattı.

Gülbaba, “Emek Akademisini kurduk. Ankara'nın en modern misafirhanesini üyelerimizin hizmetine sunduk. Mersin Yeşilovacık'ta denize sıfır bir tesis alanını alarak önümüzdeki dönem için hazırlamaya başladık.” dedi.

Üyelerin yalnızca çalışma hayatında değil, sosyal yaşamlarında da desteklenmesi gerektiğini belirten Gülbaba, sendikal kaynakların çalışanlara hizmet olarak sunulmasına önem verdiklerini kaydetti.

“YAŞASIN ÖZGÜR FİLİSTİN”

Konuşmasında Filistin'de yaşananlara da değinen Gülbaba, Gazze halkıyla dayanışma mesajı verdi.

Genel kurul öncesinde Gazze'deki yetim çocuklara yönelik sponsorluk desteği sağladıklarını açıklayan Gülbaba, Filistin meselesinin kendileri için özel bir öneme sahip olduğunu belirtti.

“Yüreğimizin kanayan yarasıdır Filistin.” diyen Gülbaba, şu ifadeleri kullandı:

“Bu salondan, bu ülkeden, bu vatandan Gazze'nin mazlum ve onurlu çocuklarına selam gönderiyorum. Gazze'nin yiğit kadınlarını saygıyla selamlıyorum. Filistin'in özgürlük savaşçılarını saygıyla selamlıyorum. Mescid-i Aksa nöbetçilerine hürmetlerimi arz ediyorum.”

Gülbaba, Filistin halkının mücadelesine destek mesajını “Filistin'in bütün kahramanlarına selam gönderiyor, yaşasın özgür Filistin diyorum.” sözleriyle tamamladı.

“DİĞER SENDİKALAR AİDATI DÜŞÜRÜRSE BİZ YÜZDE 40'A İNDİRECEĞİZ”

Sendika aidatlarına ilişkin yeni bir taahhütte bulunan Gülbaba, aynı işkolunda faaliyet gösteren diğer sendikalara çağrı yaptı.

Diğer sendikaların aidat oranlarını kendi seviyelerine düşürmeleri durumunda Öz Büro İş Sendikasının da yeni bir indirim uygulayacağını açıklayan Gülbaba, “Bizim işkolumuzdaki diğerleri, aldıkları yüksek aidatı bizim seviyemize düşürdüklerinde, yani yüzde 50 yaptıklarında, Öz Büro İş Sendikası aidatı yüzde 40'a indirecek.” dedi.

İşkolundaki bütün çalışanlara seslenen Gülbaba, sendikal örgütlenmeye katılma çağrısında bulundu.

“Lütfen ama lütfen başkası için değil, kendi geleceğiniz ve emeğiniz için daha çok şey kaybetmeden hepinizi emeğin direnç merkezine, emeğin onur kalesine, Öz Büro İş'e bekliyoruz.” ifadelerini kullanan Gülbaba, çalışanların ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.

Gülbaba, çağrısını şu sözlerle sürdürdü:

“Gelin ki daha güçlü olalım. Gelin ki emek üzerine oynanan oyunları birlikte bozalım. Gelin ki emekçiler adına daha büyük projeleri birlikte gerçekleştirebilelim.”

“KAYIT DIŞI EKONOMİ ÖRGÜTLENMENİN ÖNÜNDEKİ EN ÖNEMLİ ENGELDİR”

Türkiye'deki kayıt dışı istihdam sorununu da değerlendiren Gülbaba, sosyal güvenlik sisteminin çalışanları koruyacak biçimde güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Gülbaba, “Türkiye'de bugün en büyük sorunlardan biri kayıt dışı ekonomi ve kayıt dışı emek sorunudur. Sorunun çözümü için sigortalı çalışma teşvik edilmeli, çalışanların sosyal güvenliğine ilişkin işveren yükümlülükleri konusu yeniden düzenlenmelidir.” dedi.

Sosyal güvenlik alanındaki düzenlemelerin kayıt dışı çalışanları sisteme dahil edecek nitelikte olması gerektiğini belirten Gülbaba, kayıt dışılığın sendikal örgütlenmeyi doğrudan olumsuz etkilediğini söyledi.

Türkiye ekonomisinin yaklaşık üçte birinin kayıt dışı olduğuna ilişkin değerlendirmede bulunan Gülbaba, bu koşullarda sendikal örgütlenmenin güçleştiğini savundu.

“İŞVEREN MAHKEMEYE GİDİYOR, İŞÇİ ÜÇ YIL BEKLİYOR”

Özel sektörde sendikal örgütlenmenin önündeki yasal engellere dikkat çeken Gülbaba, işyerlerinde çoğunluk sağlanmasına rağmen yetki süreçlerinin uzadığını belirtti.

6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu kapsamındaki uygulamaları eleştiren Gülbaba, sendikaların çoğunluk tespitlerine karşı açılan davaların örgütlenme faaliyetlerini sekteye uğrattığını ifade etti.

Gülbaba, şunları söyledi:

“Bütün üyelikler e-Devlet üzerinden yapılmasına ve ilgili tüm veriler dijital olarak ekranda görünmesine rağmen, çoğunluğu sağladığımız özel sektör işyerlerinde Çalışma Bakanlığı bize yetki değil, tespit veriyor. İşverene de istersen mahkemeye gidebilirsin diyor.”

Mahkeme süreçlerinin uzunluğuna tepki gösteren Gülbaba, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İşveren de mahkemeye gidiyor ve mahkeme iki ile ikinin dört ettiğine ancak üç senede karar veriyor. Tabii o arada işveren istediği bütün operasyonları tamamlamış oluyor. Özel sektörde milyonlarca emekçi sendikasız ve güvencesiz çalışmak zorunda kalıyor.”

Sendikal hareketin kendi eksikliklerini de değerlendirmesi gerektiğini belirten Gülbaba, “Örgütlenmenin önündeki en büyük engel ne yazık ki yasal mevzuattır.” dedi.

“YAPAY ZEKÂ VE ROBOTİK TEKNOLOJİYE HAZIRLIKSIZ YAKALANDIK”

Çalışma hayatındaki teknolojik dönüşüme de değinen Gülbaba, sendikaların değişen üretim ve istihdam modellerine karşı yeterli hazırlığı yapamadığını söyledi.

Gülbaba, “Biz şu anda Türkiye'nin sendikaları olarak robotik teknoloji, yeni sektörler ve yapay zekâ başlıklarıyla yaşanan yeni sürece hazırlıksız yakalanmış durumdayız.” ifadelerini kullandı.

Sendikal hareketin teknolojiye bağlı dönüşümü dikkate alarak yeni örgütlenme ve mücadele yöntemleri geliştirmesi gerektiğini kaydeden Gülbaba, nitelikli kadroların ve çağın koşullarına uygun sendikal yaklaşımların önemini vurguladı.

“KAMU ÇERÇEVE PROTOKOLÜ BAŞARILI TOPLU SÖZLEŞMENİN ÖNÜNDE ENGELDİR”

Konuşmasının önemli bir bölümünü kamu toplu iş sözleşmelerine ayıran Gülbaba, Kamu Çerçeve Protokolü'nün uygulanma biçimini eleştirdi.

Protokolün sendikaların doğrudan müzakere yürütme imkânlarını sınırlandırdığını savunan Gülbaba, “Kamu Çerçeve Protokolü başlı başına başarılı bir toplu iş sözleşmesinin önündeki en büyük engeldir.” dedi.

Anayasa Mahkemesinin protokolün bağlayıcılığına ilişkin kararına değinen Gülbaba, buna rağmen kamu toplu iş sözleşmelerinde belirlenen çerçevenin dışına çıkılamadığını ifade etti.

Gülbaba, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Toplu sözleşmelerin tepeden inme ve yetkisiz kimselerle değil, sendikalarla açık müzakereler yoluyla imzalanması gerekiyor. Bu bütün dünyada böyle. Bunun tabiatı bu, bunun doğası bu, bunun kimyası bu, bunun matematiği bu.”

“ÜYE BENİM ÜYEM, TASLAĞI BEN HAZIRLIYORUM AMA MASADA BEN YOKUM”

Kamu toplu iş sözleşmelerindeki temsil sorununa dikkat çeken Gülbaba, sendikaların hazırladığı taleplerin müzakere masasında yeterince değerlendirilemediğini savundu.

Yaklaşık 50 bin üyeye sahip olduklarını belirten Gülbaba, kamu işyerlerinde geniş bir örgütlenme ağına sahip olmalarına rağmen toplu sözleşme görüşmelerine doğrudan katılamadığını söyledi.

Gülbaba, şu ifadeleri kullandı:

“Biz bir dünya taslak hazırlıyoruz, emekler ortaya koyuyoruz. Akıllı taslaklar hazırlıyoruz. Fakat işveren sendikasının önüne koyduğumuz o taslaklar müzakere edilemiyor.”

Toplu sözleşme süreçlerinde yetkili sendikaların dışarıda bırakılmasını eleştiren Gülbaba, şöyle konuştu:

“Biz şu anda 50 bin üyemizle kamuda en çok işyerinde örgütlü olan sendikalardan biriyiz. Ama ben bugüne kadar bu sendikanın genel başkanı olarak kamu toplu iş sözleşmesinin hiçbir yerinde bulunamadım. Bu anlaşılabilir bir şey midir? Bu kabul edilebilir bir şey midir? Üye benim üyem, taslağı ben hazırlıyorum, hesabı ben veriyorum ama masada ben yokum.”

Eleştirilerinin yalnızca Öz Büro İş Sendikasına özgü olmadığını belirten Gülbaba, benzer durumda bulunan diğer sendikaların da müzakere süreçlerinde söz sahibi olması gerektiğini vurguladı.

“TOPLU SÖZLEŞMELER SADECE ÜCRET MADDESİNE İNDİRGENEMEZ”

Toplu iş sözleşmelerinin yalnızca maaş artışları üzerinden değerlendirilmesine karşı çıkan Gülbaba, çalışma hayatının bütün koşullarının müzakere edilmesi gerektiğini ifade etti.

Gülbaba, “Toplu iş sözleşmelerini salt ücret maddesine indirgeyen anlayışı asla kabul etmiyor, doğru bulmuyoruz. Bugünün dünyası böyle bir şey değil.” dedi.

Toplu sözleşmelerin hazırlanma ve imzalanma süreçlerinin de yeniden ele alınması gerektiğini belirten Gülbaba, “Toplu sözleşmeler farklı ilişkilerle ve sıkıştırılmış zaman aralıklarında değil, sağlıklı veriler ve rasyonel parametreler doğrultusunda imzalanmalıdır.” ifadelerini kullandı.

2027 yılına yönelik mesaj da veren Gülbaba, toplu sözleşme sistemindeki temsil ve müzakere sorunlarının önümüzdeki dönemde öncelikli mücadele başlıklarından biri olacağını bildirdi.

“YÜKSEK HAKEM KURULU KARARLARI PATRONLARI SEVİNDİRİYOR, İŞÇİLERİ ÜZÜYOR”

Yüksek Hakem Kurulu tarafından bağıtlanan toplu iş sözleşmelerine de değinen Gülbaba, söz konusu sözleşmelerin ekonomik gerçeklerle örtüşmediğini savundu.

Enflasyon, yaşam pahalılığı ve sektörel koşulların toplu sözleşme kararlarında yeterince dikkate alınmadığını belirten Gülbaba, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Yüksek Hakem Kurulu bize sözleşme gönderiyor. Matematikle, mantıkla, enflasyonla, sektörel gerçeklerle, ekonomiyle, adaletle hiçbir bağını kuramadığımız Yüksek Hakem sözleşmeleri patronları sevindirmeye, işçileri de üzmeye maalesef devam ediyor.”

Kamuda toplu sözleşmelerle belirli kazanımlar elde edilmiş olsa da ücretlerin ve çalışma koşullarının yeterli düzeyde olmadığını savunan Gülbaba, bu eleştirilerinin ekonomik verilere dayandığını söyledi.

“ALIŞVERİŞ MERKEZLERİ BAZI ÇALIŞANLAR İÇİN ÇİLE MERKEZİNE DÖNÜŞTÜ”

Özel sektör çalışanlarının yaşadığı sorunlara da dikkat çeken Gülbaba, İstanbul Ümraniye'deki bir alışveriş merkezinde mağaza çalışanlarıyla yaptığı görüşmeyi anlattı.

Mağaza çalışanlarının sendikasızlık, geçim sıkıntısı ve barınma sorunlarıyla karşı karşıya bulunduğunu belirten Gülbaba, alışveriş merkezlerindeki çalışma koşullarına ilişkin eleştirilerde bulundu.

Gülbaba, “O modern köle adresleri haline getirilen yaşam merkezleri, birilerinin yaşam merkezi de bizler için çile merkezi.” dedi.

Ümraniye'de görüştüğü yaklaşık 50-60 mağaza çalışanının yaşadığı sorunları dinlediğini aktaran Gülbaba, uzun yıllardır aynı işyerinde çalışan bir emekçinin karşı karşıya kaldığı barınma sorununu örnek gösterdi.

Gülbaba, mağaza çalışanının işyerine önemli katkılar sunduğunu, buna rağmen ev sahibinin konuttan çıkmasını istediğini anlattığını belirterek ekonomik koşulların çalışanların günlük yaşamını giderek zorlaştırdığına dikkat çekti.

“ÜYELERİMİZİN ONURU BİZİM ONURUMUZDUR”

Konuşması boyunca sendikal örgütlenme, ekonomik haklar ve çalışanların yaşam koşullarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Gülbaba, emek mücadelesinin kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.

Öz Büro İş Sendikasının yalnızca kendi üyeleri için değil, Türkiye'deki bütün emekçiler açısından daha güçlü bir sendikal hareketin oluşmasını hedeflediğini ifade eden Gülbaba, işçilerin ortak çıkarlar etrafında örgütlenmesi çağrısını yineledi.

Gülbaba, “Emeği istismar edenlerle mücadelemiz bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yükselerek devam edecektir.” sözleriyle sendikanın mücadele anlayışını ortaya koydu.

Genel kurulda, sendikanın dört yıllık faaliyetleri, örgütlenme çalışmaları, sosyal destek uygulamaları ve önümüzdeki dönemde izlenecek sendikal politikalar gündeme taşındı.