İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu: “Takke düşsün ve kel görünsün istiyorum”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Halk TV’de Deniz Bayramoğlu’nun sorularını yanıtlayarak borsadaki fon işlemlerinden okullardaki şiddete, “Terörsüz Türkiye” sürecinden Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar gündemdeki başlıkları değerlendirdi. Fon iddialarının bütün yönleriyle araştırılmasını isteyen Dervişoğlu, “Bu fonlardan kimler beslendi? Bunun ucu nereye gidiyor?” diye sordu.

Eylül 23, 2026 - 18:37
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu: “Takke düşsün ve kel görünsün istiyorum”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Halk TV’de Deniz Bayramoğlu’nun gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Dervişoğlu; Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir okul önünde meydana gelen saldırı, borsadaki fonlara ilişkin iddialar, “Terörsüz Türkiye” adıyla yürütülen süreç, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, olası Cumhurbaşkanlığı adaylığı ile Selahattin Demirtaş ve Can Atalay hakkındaki yargı kararları konusunda açıklamalarda bulundu.

“Çocukların bu hale nasıl geldiğinin düşünülmesi gerekiyor”

Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir okul önünde gerçekleşen saldırıya değinen Dervişoğlu, okullarda yaşanan şiddet olaylarının kapsamlı biçimde incelenmesi gerektiğini söyledi.

Dervişoğlu, “Bu konunun çok kapsamlı bir biçimde ele alınması gerekiyor. Okullarımızda bir yıl içinde üçüncü defa gerçekleşen bir saldırı. Yürek yakan bir durum. Çocukların bu hale nasıl geldiğinin düşünülmesi gerekiyor. Konuyla ilgili kapsamlı araştırmalar yapılıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde de konuyla ilgili bir araştırma komisyonu oluşturuldu.” dedi.

Eğitim politikalarını eleştiren Dervişoğlu, “Eğitimde bu yıl ektiklerinizi önümüzdeki dönemde biçersiniz. Türkiye’de 25 yıldır iş başında bulunan bir iktidar var. Bu zamana kadar uyguladıkları eğitim politikalarının sonuçları da bunlar.” ifadelerini kullandı.

Okullardaki aidiyet duygusunun zayıfladığını savunan Dervişoğlu, öğretmen açıkları ile psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmetlerine dikkati çekti. Dervişoğlu, “Çocukların okullara aidiyeti, öğretmenlerine bağlılıkları yok. Son derece ciddi öğretmen açıkları var. Özellikle psikolojik danışmanlık işlemiyor. Rehber öğretmenlikler boş, sınıf öğretmenlikleri boş.” diye konuştu.

Öğrenci, öğretmen ve velilerin endişeli olduğunu belirten Dervişoğlu, rehberlik ve psikolojik danışmanlık alanındaki personel eksikliklerinin zaman kaybedilmeden giderilmesi gerektiğini söyledi.

“Ucunun gittiği yeri bilmemek mümkün değil”

Borsadaki fonlara ilişkin iddialar hakkında konuşan Dervişoğlu, TBMM’deki bütçe görüşmeleri sırasında Hazine ve Maliye Bakanı’nın borsada spekülasyon bulunduğunu kabul ettiğini öne sürdü.

Dervişoğlu, “Üzerinden 9-10 aylık bir zaman geçti fakat bu zamana kadar hiçbir adım atılmadı. Türkiye'yi yönetenler borsada spekülasyon olduğunu bu skandal ortaya çıkmadan çok önce biliyorlardı ama herhangi bir tedbir geliştirilmedi.” dedi.

Yetkililerin kullandığı “Ucu nereye giderse gitsin” ifadesine değinen Dervişoğlu, “Takip edilmesi de gerekiyormuş. Yani ucunun gittiği yeri bilmemek mümkün değil.” değerlendirmesinde bulundu.

“Kimler hangi menfaatleri temin etti?”

Fonların kapalı olduğu dönemde gerçekleştirilen işlemlerin incelenmesini isteyen Dervişoğlu, kamu kurumlarının zamanında müdahale etmediğini savundu.

Dervişoğlu, “Bunun arkasındaki maksadın, bundan kimlerin hangi menfaatleri temin ettiğinin çok net bir biçimde ortaya koyulması gerekir. Ayrıca bunların hiçbiri sır değil. Hangi kişi, hangi fondan, nasıl yararlandı; hangi hisse senedini ederinin üzerinde değerlendirmek suretiyle manipülasyonlarla bu spekülatif işlerin yaşama geçirilmesine katkı sağladı? Bunların tamamının tespiti mümkün.” ifadelerini kullandı.

“Bu fonlardan kimler beslendi?”

Yaşananları “Cumhuriyet tarihinin kamu gözetimindeki en büyük soygunu” olarak nitelendiren Dervişoğlu, olayla bağlantısı bulunan kişilerin açıklanmasını istedi.

Dervişoğlu, “Muhalefete ve medyaya boş yere muhasebecilik yaptırmasınlar. Bu fonlardan kimler beslendi? Bunun ucu nereye gidiyor? Bunun neresinde siyasetçiler var? Bunun neresinde devlet kurumlarında üst düzey görev yapanlar ve onların yakınları var? Bunları net bir biçimde ortaya koysunlar. Takke düşsün ve kel görünsün istiyorum.” dedi.

SPK ve diğer denetleyici kurumlara işaret eden Dervişoğlu, “‘Haberimiz yoktu’ diyebilme şansına da sahip değiller. Denetleyici kurumlarda, Sermaye Piyasası Kurulu’nda, Bankacılık Denetleme Düzenleme Kurulu’nda ve başka kurullarda vazifelendirilmiş insanlar tek imzayla atanmış insanlar.” diye konuştu.

Dervişoğlu, denetim sorumluluğu bulunan kişilerin isimlerinin de ortaya çıkarılması gerektiğini savundu.

“Sebep olanların da hesap vermesi gerekir”

Kamu kurumlarındaki atama politikalarını eleştiren Dervişoğlu, “Bu kurullarda ehil kişiler görevlendirilmiyor. Partizanlık yapılıyor, nepotizm uygulanıyor. Ehil insanlar yerine partizan kişilikler birtakım makamları işgal ediyor.” ifadelerini kullandı.

Dervişoğlu, “Ben sebep olanların da hesap vermesinin gerekli olduğu kanaatini taşıyorum. Dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar rahat bir soygun yapılamaz.” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kapsamında gerçekleştirilen atamaları da eleştiren Dervişoğlu, Türkiye’de sorunların çözümü için yönetim anlayışının değişmesi gerektiğini savundu.

“Hem faillerinin hem müsebbiplerinin hesap vermesi gerekmektedir”

Fonlarla ilgili verilerin açıklanması halinde ilişkilerin ayrıntılı şekilde incelenebileceğini belirten Dervişoğlu, “Devlet verileri önümüze açacak, biz kişilere bakacağız, kişilerin ilişkilerine bakacağız. Bir kişi 1 lira yatırıp 10 bin lira kazanabilmişse kurullar uyuyor demektir, kişiler uyuyor demektir.” diye konuştu.

Dervişoğlu, “Bu kadar uyurgezerlik olmayacağına göre bunun arkasındaki niyetin araştırılması gerekir. Bu, Cumhuriyet tarihinin kamu gözetiminde gerçekleştirilen en büyük soygunudur. Dolayısıyla hem faillerinin hem müsebbiplerinin hesap vermesi gerekmektedir.” değerlendirmesini yaptı.

“Meclis’te komisyon kurulmalı”

Dervişoğlu, parlamentoda grubu bulunan siyasi partilerin eşit sayıda üye vereceği bir komisyon kurulması çağrısında bulundu. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni eleştiren Dervişoğlu, denetim, planlama ve programlamanın gerektiği şekilde yapılamadığını savundu.

“Bir problemin çözülmesi için atılacak adımlar şeffaf olmalı”

“Terörsüz Türkiye” adıyla yürütülen süreç hakkındaki görüşleri sorulan Dervişoğlu, sürece yönelik eleştirilerini sürdürdü.

Dervişoğlu, “Bir ülke bir sorunla karşı karşıysa o sorunun çözülebilmesi yönünde birtakım adımlar atılması elbette ki gereklidir ama bu meselenin son derece ciddiyetle ele alınması icap eder.” dedi.

Atılacak adımların şeffaf olması gerektiğini söyleyen Dervişoğlu, Abdullah Öcalan’ın süreçteki olası rolüne karşı çıktığını belirterek, “Bir problemin çözülmesi için atılması icap eden adımlar varsa şeffaf bir biçimde ortaya konulmalı, doğru alanlardaki doğru referanslarla sürdürülebilmeli.” ifadelerini kullandı.

“Türkiye’nin tartışılmaz değerleri tartışma masasına gelecek”

Dervişoğlu, Türkiye’nin üniter devlet yapısı, dil birliği, milli kimliği ve vatandaşlık tanımının tartışmaya açıldığını savundu.

“Şu anda Türkiye'nin üniter devlet yapısı, dil birliği, milli kimliği, vatandaşlık tanımı tartışma masasına yatırıldı.” diyen Dervişoğlu, eşit yurttaşlık ve vatandaşlık tartışmalarına ilişkin görüşlerini aktardı.

Dervişoğlu, “Bizim Cumhuriyetimiz, yurttaşların eşitliği ilkesini önemseyerek ve kimlik tanımlamasını da bir etnik işaretlemeye bağlamaksızın hayata geçirmiş.” ifadelerini kullandı.

“Yeni Osmanlıcılık hayaliyle atılmış adımlara çok dikkat edilmesi gerekiyor”

Türkiye’nin bölgesel etkisinin büyümesine ilişkin değerlendirmeler hakkında da konuşan Dervişoğlu, “Üniter devletler büyüme istidadı sergilemeye başladıkları andan itibaren küçülmeye mahkûm olduklarını görürler. Dolayısıyla yeni Osmanlıcılık hayaliyle atılmış adımlara çok dikkat edilmesi gerekiyor.” dedi.

“Anayasaya göre gitmesi gereken Erdoğan’dır”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın olası yeniden adaylığına ilişkin soruyu yanıtlayan Dervişoğlu, Anayasa’daki iki dönem sınırlamasına işaret etti.

Dervişoğlu, “Anayasa, ‘Cumhurbaşkanı iki defadan fazla seçilemez’ diyor.” ifadelerini kullanarak Erdoğan’ın yeniden adaylığına imkân sağlayacak siyasi formüller arandığını savundu.

Muhalefetin de zaman zaman bu tartışmalara katkı sağladığını ileri süren Dervişoğlu, “Aslına bakarsanız Anayasaya göre gitmesi gereken Erdoğan’dır. Ben bunu bir siyasi muhalif olarak söylemiyorum. Çünkü anayasaların asıl vasfı, vatandaşı devlete karşı korumaktır.” dedi.

“Olağan seçime üç hafta kala yapılacak erken seçim meşruiyeti yok eden bir anlayış”

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un seçim takvimine ilişkin açıklamalarını değerlendiren Dervişoğlu, TBMM’nin seçimlerin yenilenmesi kararı vermesi üzerinden yürütülen yeniden adaylık tartışmalarına değindi.

Dervişoğlu, “Görev müddeti tamamlanmış bir kişiye, olağan seçimin yapılmasına üç hafta kala erken seçim diyebiliyorlarsa; bu kanuniliği ön plana çıkaran ama meşruiyeti yok eden bir anlayış olarak karşımıza çıkar.” ifadelerini kullandı.

“Millet sırtınıza bir sorumluluk yüklerse o sorumluluktan kaçmayız”

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ortak aday veya partilerin ayrı adaylarla seçime katılması seçeneklerinin bulunduğunu belirten Dervişoğlu, kendi adaylığına ilişkin sorulara da yanıt verdi.

Dervişoğlu, “Şimdi de bana gittiğim her programda ‘Aday olur musunuz’ diye soruyorlar. Millet sırtınıza bir sorumluluk yüklerse, o sorumluluktan kaçmayız. Ben bunu defalarca söyledim ama şu anda yapılması gereken şey, bu sistemden ve bu uygulama biçiminden kurtulmaktır.” dedi.

“Aday parlamenter demokratik sisteme dönüşün öncülüğünü yapabilmeli”

Olası Cumhurbaşkanı adayında bulunması gerektiğini düşündüğü özellikleri anlatan Dervişoğlu, “Bir kere o kişinin toplumsal kabulü olmalı. Bu kabul bütün siyasi partiler tarafından da desteklenmelidir. Ayrıca bu kişi, parlamenter demokratik sisteme dönüşün öncülüğünü yapabilecek demokratik geleneklere sahip olmalıdır.” diye konuştu.

Dervişoğlu, adayın ülkeyi yönetebilecek yeterlilikte olduğunun toplum tarafından kabul edilmesi ve devlet yönetiminde güven sağlayabilmesi gerektiğini ifade etti.

Demirtaş ve Atalay kararlarına ilişkin değerlendirme

Selahattin Demirtaş’ın durumuna ilişkin soruyu da yanıtlayan Dervişoğlu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına işaret etti.

Dervişoğlu, “Demirtaş'la ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde ve Anayasa Mahkemesi’nde verilmiş kararlar var. Dolayısıyla hukuk devletlerinde, size sorumluluk yükleyen kararların uygulanmasında geri adım atmamak gibi bir durumla karşı karşıyasınız. Can Atalay meselesinde de böyle.” dedi.

Türkiye’nin mahkeme kararlarının uygulanması konusunda tutarlı davranması gerektiğini savunan Dervişoğlu, bunun suçların cezasız kalması anlamına gelmediğini de sözlerine ekledi.